bizbize
31 Mayıs 2020 Pazar
Anasayfa > Yazarlar > Muhammed Ali TAŞTAN > ABD, TÜRK ŞİRKETLERİNE ‘FRANSIZ’ KALMAZ!
Muhammed Ali TAŞTAN

ABD, TÜRK ŞİRKETLERİNE ‘FRANSIZ’ KALMAZ!

09.01.2020 15:33 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Muhammed Ali TAŞTAN

ABD, TÜRK ŞİRKETLERİNE ‘FRANSIZ’ KALMAZ!

Türkiye için en büyük tehdit MİT veya TSK gibi stratejik kurumların düşman eline geçmesi mi? Peki ya stratejik şirketlerimiz? Büyük bankalar, ordumuza füze, radar ve yazılım üreten firmalar, rafineri ve nükleer santrallerin düşman kontrolüne geçmesine engel olabiliyor muyuz?

Türkiye, bağımsız bir ülke mi? Kâğıt üzerinde evet ama gerçek hayatta?  “Bağımsız ülke” derken neyi kastediyoruz? Yani millî savunma sanayi ve enerji bağımsızlığı. Türkiye bu konularda ilerledi ama henüz tam bağımsız değil!

Buna ek olarak, Zarrab ve Halk bankası meselesinde gördüğümüz gibi yerli(!) medya, Fetö ve Amerikan adalet bakanlığı işbirliği yaparak Türkiye’ye baskı uygulayabiliyor. “Yolsuzluk” etiketiyle istedikleri iş adamlarını hapse atıp psikolojik işkence ile yalan beyanlar doldurtabiliyorlar.

Aslında General Electric gibi büyük ABD firmaları senelerdir Amerikan adalet bakanlığı ile suç ortaklığı içinde. Rakip firmaları ucuza satın almak, Pazar paylarını büyütmek için yalandan mahkemelerle ve sahte delillerle rakip iş adamlarını tutuklatıyorlar.

Türkiye’de bu mafya vari yapı gündeme gelmedi. Ama dediğimiz gibi, Türkiye’nin stratejik savunma ve enerji firmaları hedefte. Biz şimdi Fransa’ya yapılmış bir saldırının anatomisini yapacağız. Bu saldırının bir benzeri Türkiye’ye de yapılabilir. Agâh olalım.

24 Nisan 2014, ALSTOM Genel Müdürü Patrick Kron özel jetiyle Fransa’ya dönerken ALSTOM’u gizlice Amerikalılara sattığı basına sızmıştı.

Dönemin finans bakanı Arnaud Montebourg, Kron’u bakanlıkta bir odaya kapadı ve azarlamaya başladı: “Hükümete haber vermeden nasıl böyle bir satış yapabilirsin? Hemen iptal et!” Kron tehdide tehditle karşılık verdi: “Firma zararda, toplu işten çıkarmaya giderim”

ALSTOM sıradan bir firma değil. Fransa’nın nükleer santrallerinde, savaş gemilerinde ve nükleer denizaltılarda kullanılan buhar türbinlerini üreten firma. Yani Fransa’nın hem savunma hem de enerji bağımsızlığının garantisi. İşte Amerikan General Electric’e satılan ALSTOM bu.

1872’de kurulan ALSTOM Fransız endüstri mirasının temel taşlarından biriydi. Dünyanın en hızlı yolcu gemisi Normandiya’nın mekanik tasarımı, 1922’de dünyanın en büyük elektrik santrali olan Gennevilliers’nin 40.000 kW’lık türbinlerini üretmiş.

2.ci dünya savaşından sonra nükleer santraller ile enerji bağımsızlığına ulaşan Fransa’da başrolü yine ALSTOM oynamış. Saatte 300 km hıza ulaşarak bir başka dünya rekoruna imza atan hızlı tren TGV de ALSTOM’lu mühendislerin gururuydu.

ALSTOM sayesinde Fransızlar önce ülke içindeki ulaşım sektöründe petrol bağımlılığını düşük bir seviyeye indirdiler. Ardından enerji, savunma ve ulaşımdaki bu teknik üstünlük ihraç edildi: Asya, Güney Amerika, Afrika… Dünyanın her yerinden milyarlarca dolar Fransa’ya aktı.

1990’larda ALSTOM finansal sıkıntı içinde. Devlet yardımıyla ayağa kaldırılan şirket tarihinde görülmemiş bir sıçrama ile satış rekorları kırıyor. Fransız sivil nükleer teknolojisinin bağımsızlığı, nükleer olmayan “parçalara” da bağımlı, en başta buhar türbini.

2014’te finansal sağlığı yerinde olmasına rağmen ALSTOM GE’ye (General Electric) satılıyor; hem de çok ucuza. Daha doğrusu satış haberi Bloomberg’de yayınlanıyor. GE dünyanın en büyük şirketlerinden biri ve yüksek nitelikli türbinlerde Siemens ve ALSTOM’un tek rakibi.

Satış ihtimali belirince “Kimin malını kime satıyorsun?” diye sormak lâzım: 1900’lerin başından beri devletin bir organı gibi işleyen, AR-GE’si kamu parasıyla desteklenen, finansal sıkıntıları devlet eliyle giderilen ALSTOM kime aittir?

Türkiye’deki savunma ve enerji firmalarında devletin payı olabilir yahut devlet doğrudan ve dolaylı olarak bu firmaları desteklemiş olabilir. Bu “normal” yani firmalar özel bile olsa kârlı olmayan stratejik sahalarda devletler ellerini ceplerine sokuyorlar.

İşte burada kamu destekli “özel” firmaların bir kırılganlığı var: Resmen devlete ait olmayan fakat finansal sağlığını, icad etme kapasitesini ve rekabet gücünü devletlere borçlu olan bu “özel” firmaların ortakları var. Bu ortaklar firmayı satabilir.

ALSTOM’un başına gelen de bu… Tabi işin içinde Türkiye için risk arz eden başka şeyler de var bunları da anlatacağız.

ALSTOM’a el koymak için GE’nin (General Electric) teklif ettiği para 12 milyar $; bu öneme sahip bir firma için gülünç derecede küçük bir rakam.

Arnaud Montebourg mecliste kıyameti koparıyor; itiraz ediyor ve acele ile devlete satışı engelleyecek bir veto hakkı veren kanun çıkartıyor. Yasal zeminde büyük başarı. Ama GE’nin elinde başka kozlar var. Nedir?

Amerikan adalet bakanlığı, sadece ABD topraklarını değil dünyanın her yerini kendi görev sahası olarak görüyor: ABD parasını, gmail gibi internet hizmetlerini kullanmanın yahut ambargo altındaki bir ülkeyle ticaret yapmanız sizi ve firmanızı “suçlu” yapıyor. Sonra?

Sonrası… Siz veya firmanızda çalışan bir mühendis, yönetici vb ABD’ye ayak bastığında tutuklanabiliyor; yıllarca tutuksuz yargılanıp hapiste tutulabiliyor. Hatta ABD “müttefik” ülkelerde de bunu yapıyor. Tayland, Japonya veya Filipinler’de de ABD emriyle tutuklanabilirsiniz.

Normal devletler sınırlarının ötesindeki suçları engellemek için söz konusu devletle iş birliği yapıyor: Türkiye’nin sınır ötesi harekâtları ve FET֒cüleri tutuklatması gibi. Ama Amerika dünyayı kendi mali gibi görüyor; korsan gibi insan kaçırıyor; işkence yapıyor. 

Peki bu korsanlığın ALSTOM ile ilgisi ne? Bu firma, milyarlık savunma ve enerji dosyalarında adet olduğu üzere etkili-yetkili kişilere rüşvet dağıtıyor. Bu çirkin ama oldukça sıradan bir şey. Zira bu tip ihalelerin neticeye ulaşması, 2000$ maaş alan memurların elinde.

General Electric, Fransız ALSTOM’u ele geçirmek için o kadar istekli ki, FBI, CIA, adalet bakanlığı, NSA… Devletin bütün kurumları Fransızları takibe alıyor. Suudi Arabistan, Mısır, Bahama adaları, Endonezya ve Tayvan’da “şüpheli” projeler buluyorlar.

Tabi ABD adalet bakanlığı bu konuda birçok delil topluyor ve ALSTOM’un müdürlerinden biri olan Frédéric Pierucci tutuklanıyor; uyuşturucu baronları ve tecavüzcülerle aynı koğuşta kalacağı Wyatt yüksek güvenlikli cezaevine tıkılıyor…

Pierucci’ye isnad edilen suçlardan biri Endonezya’da bir proje sırasında danışmanlara ödenen yüksek ücretlerin rüşvet olması ihtimali. Yani ABD mahkemeleri bir Fransız firmasının Endonezya’da yaptığı işleri yargılama yetkisine sahip!

Gerçekte Amerikan mahkemelerine bu tür yetkiler veren uluslararası anlaşmalar yok ama ABD “ben yaptım oldu” tarzı bir yaklaşım içinde. İstediği zaman bakan, vekil de tutuklayıp firma ve ülkelerin itibarlarına saldırıyor. Netice?

Firma ise hisse senetleri, ülke ise kredi derece notu düşüyor. Firmanın hisse senetlerini borsadan toplamak kolaylaşıyor tahmin edebileceğiniz gibi. Ya ülkeler? Hedefteki ülkenin borç faizini yükseltmek, dövizini düşürüp darbe zemini hazırlamak gibi şeyler. (Bkz. Venezuela)

Burada sadece bir riskten bahsetmiyoruz. Yakın geçmişte buna benzer saldırıların Türkiye’yi hedef aldığını hepimiz gördük. Türkiye’nin şu an için ALSTOM gibi küresel firmaları yok ama başka konularda baskı yapmak için bankalarımız da hedef olabilir.

ALSTOM’a geri dönelim. Firma müdürlerine ABD’ye gitme yasağı koyuyor. Ama nedense satış taraftarı olan Patrick Kron defalarca ABD’ye girip çıkıyor; hiçbir tutuklama yok. Tesadüf? … Yersen!

General Electric’in Amerikan devleti yardımıyla yuttuğu ilk firma değil ALSTOM. Hollandalı, Amerikan, İngiliz ve Fransız firmaları aleyhine dava açıldı; firmaların ödeyemeyeceği cezalar verildi ve General Electric “kurtarıcı” olarak gelip bunları satın aldı. Tesadüf? … Yersen!

Peki Fransa’nın adeta ciğeri sökülürken ekonomi uzmanları, düşünce kuruluşları, stratejistler, bakan ve milletvekilleri ne yapıyor? Satılmış kalemler hep bir ağızdan “ALSTOM batıyor, halkın parasıyla kurtarılmasın, satılması normal” diyorlar.

Bugün cumhurbaşkanı olan Emmanuel Macron o sırada ekonomi bakanı. “Biz komünist bir ülke değiliz; biz Venezuela değiliz” diyerek devletin müdahalesine engel oluyor. Kısaca Fransa’nın ekonomik ve teknolojik olarak ABD sömürgesi haline getirilmesinde başrol oynadı.

Yazmıştım; Montebourg hükümete veto hakkı veren bir kanun çıkartmıştı. Fransız halkına satış yerine ortaklık olacağı ilân edildi. Ama ilân edilen şartlar ile imzalanan şartlar arasında uçurum vardı. ALSTOM’un kontrolü GE’ye devredildi; Neredeyse bedavaya!

Netice? Fransa elektriğinin %75’ini sağlayan 58 nükleer santralin türbinlerini yenilemek istediği zaman Amerika’dan izin alacak ve yüklü bir para ödeyecek. ABD türbin vermezse Fransızlar daha fazla kömür ya da ithal petrol yakmak zorunda. Başka?

Fransa %100 “made in France” nükleer teknoloji satamayacak. ABD’den lisans vb. izin almak zorunda, ABD’ye güvenmeyen ülkeler için Fransız nükleer enerjisi çok sakat. En basit bir ambargoda ülke elektriksiz kalabilir. (Türkiye’nin Fransa ile enerji ortaklığını gözden geçirmesi gerek)

Peki Amerika Avrupalı müttefiklerine böyle bir kazık atar mı? Evet atar. Başladı bile. Bazı nükleer santrallerin yedek parçaları kasıtlı olarak geç teslim ediliyor. Bu durum, bakım planlarının aksamasına yol açıyor. Kısa vadede enerji fiyatı yükselebilir; uzun vadede arıza!

Tabi bütün bu yazdıklarımızı “oh olsun Fransızlara” diyerek okumayın. Amerika’nın dev firmalarında böyle bir silah var ve küçük Amerikan firmaları dâhil olmak üzere herkesi yutmak için kullanıyorlar. Türk firmalarının icad edeceği teknolojiler de hedefte.

Kritik yedek parça ambargosu, ABD’nin kullandığı taktik. Irak’a ilk saldırdıklarında (2003) Fransa ABD’ye destek olmadı. ABD ceza olarak Fransız uçak gemilerinden kalkışta kullanılan mancınıkları vermedi. Biraz daha sürseydi Fransız uçak gemileri kullanım dışı kalacaktı.

Fransa’da muhalefetten hiçbir direniş gelmemesi çarpıcı değil mi? General Electric bütün eski bakanlara iş ve ihale verdi. Meselâ Sarkozy’nin kurduğu Claude & Sarkozy hukuk müşavirliği şirketine GE’nin iletişim/reklâm siparişleri verildi.

Peki Türkiye bu kadar sinsi ve güçlü bir saldırıya direnebilir mi? Mühendislerimizin yıllarca çalışıp ürettiği, milyarlarımızı yatırdığımız savunma ve enerji şirketlerimiz Amerikan şirketlerine peşkeş çekilebilir mi?

Türkiye’nin bu tür bir ekonomik savaşa hazır olması gerek. 2002’de zar zor borç ödeyen bir ülke iken ABD’yi rahatsız etmiyorduk. 2019’da enerji ve savunmada azamî bağımsızlığı hedefleyen bir ülkeyiz. Yani ABD’nin sömürge kıskacını genişletmeye çalışıyoruz. Oyun değişti!

 

Muhammed Ali TAŞTAN

Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.