kolpa
11 Aralık 2017 Pazartesi
Anasayfa > Yazarlar > Mehmet Akif BİNİCİ > GÖK GİRSİN.. KIZIL ÇIKSIN!
Mehmet Akif BİNİCİ

GÖK GİRSİN.. KIZIL ÇIKSIN!

14.06.2017 12:21:19 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Mehmet Akif BİNİCİ

Bu haydut devlet tanımı tam olarak ne zaman çıktı, hatırlamıyorum. Ancak, uluslararası çete devletlerin bir ülkeyi veya o ülkelerin liderlerini yemek menüsüne eklemek için uydurdukları bir şey olduğu ve son derece işlevsel olduğu muhakkak.

Bu yolla çöktükleri, çökerttikleri, ümüğüne basıp zenginliklerine kondukları, geçmişlerine çöktükleri gibi geleceklerine de ipotek koydukları sayısız ülke var.

Türkiye'yi de "teröre destek veren" ülke olarak ilan etmek ve önlerindeki yemek masasının menüsüne eklemek için çok çabaladılar, bu yolla Türkiye'yi iyice yalnızlaştırıp çökmek istediler, 15 Temmuz'da FETÖ aparatıyla kanlı bir darbeye yeltendiler, olmadı, kaya gibi duran bir millete tosladılar, hesaplar bozuldu.

Hesabın devam etmesini isteyenler, adeta bu uluslararası çete devletlere davetiye çıkarırcasına; "kontrollü darbe" ve "diktatör" saçmalamalarına devam ediyor, "Müslüman Kardeşler terör örgütüdür, hükümet Rabia işareti yapmaktan vazgeçmeli" diye akıl veriyorlar kendince, o ayrı. Bunları dinleyince "ev zencileri" aklıma geliyor sadece.

Neyse? Suudi Arabistan ve Katar meselesine gelelim?

Geçen yıl bu zamanlar, ABD'de "11 Eylül Yasası" olarak da bilinen "Terörizmin Sponsorlarına Karşı Adalet Yasa Tasarısı" ile Suudi Arabistan da topun ağzına kondu. Yasa geçerse, 11 Eylül saldırılarında hayatını kaybeden kişilerin ailelerinin saldırılarda Suudi yöneticilerin sorumluluğu olabileceği ve terörizme sponsorluk yaptığı gerekçesiyle ABD mahkemelerinde dava açabileceklerdi.

Suudi Arabistan, bu nedenle,  geçen yıl hazine bonoları dahil ABD'deki toplam 750 milyar dolarlık varlığını satmakla ve dünyadaki dolar fiyatlarını düşürmekle ABD'yi tehdit etti.  Tehdidin kof ve blöften ibaret olduğunu herkes biliyordu. Biliyordu ve tasarı, geçen yıl Eylül ayı sonunda ABD Kongresinden geçerek yasalaştı.

Obama yönetimi gitti, Trump yönetimi geldi. Trump, dünyayı sağılacak inek çiftliği, ABD'yi de o çiftliğin sahibi olarak görüyordu, parası olan her ülkeye çökecekti, seçim boyunca yaptığı konuşmalar bunu gösteriyordu.

Misal, seçim boyunca "Meksika sınırına duvar inşa edeceğiz, duvarın parasını da Meksika ödeyecek" diyordu. Meksika Devlet Başkanı Enrique Peña Nieto "ödemeyeceğiz" diye diretse de, Trump, yağmacı bir mafya üslubuyla "ödeyeceksiniz" diye üsteledi.

Parasına sulandığı ve parasına çökmeye hazırlandığı diğer ülkelerin başında Körfez ülkeleri geliyordu. Şöyle buyurmuştu Trump: "Körfez ülkelerinin sahip olduğu tek şey paradır. 19 trilyon dolar civarındaki borcumuzu onlara ödeteceğim. Bunu biz ödemeyeceğiz, onlar ödeyecekler. Bu borcu körfez ülkelerine ödeteceğiz. Unutmayın ki Körfez ülkeleri biz olmadan varlıklarını sürdüremezler."

Ümüğüne çöküp paralarını alacağız diyordu özetle. Nitekim Trump, göreve geldikten sonraki ilk dış gezisini Suudi Arabistan'a gerçekleştirdi ve ABD tarihinin en büyük silah anlaşmasına imza attı. 110 milyar doları silah anlaşması olmak üzere 350 milyar dolarlık ticaret anlaşması imzaladı; kılıç dansı yaptı, muzaffer bir komutan edasıyla, mutlu ve mesut bir şekilde döndü ülkesine.

Aslında Suudi Arabistan'ın satın aldığı şey sadece silah değildi, geçen yıl "teröre sponsor olan ülkeler" listesine girmesine zemin hazırlayan ve 11 Eylül'ün sorumlusu olarak ilan edilmesine ramak kalmışken, peşin olarak kefaret ücretini ödüyordu Suudi Arabistan. 350 milyar dolar karşılığında hem kendini "teröre sponsor olan devletler" listesinden sildirmeyi amaçlıyor, hem de körfezdeki en büyük rakiplerinden Katar'ı "teröre sponsor olan ülke" listesine yazdırmayı amaçlıyordu. Nitekim öyle de oldu.

Suudi Arabistan 350 milyar dolar gibi inanılmaz bir haraçla sırtını sopadan kurtardı sözüm ona, hem de beraberindeki 6 ülke ile birlikte "beni değil onu dövün" diyerek Katar'ı topun ağzına yerleştirdi.

Kimilerince "terörist grup(!) Müslüman Kardeşler" hareketine siyasi ve finansal destek vermekle, kimilerince "İran destekli silahlı gruplara medya yoluyla destek vermek ve onları kışkırtmakla", kimilerince bölgede 'mezhepçilik yapmak' ve Sünni siyasal İslam'ın tüm bölge ülkelerinde etkisini artırabilmesi için 'terör örgütlerine destek vermekle', kimilerince El Kaide, Nusret Cephesi ve DAİŞ'e destek olmakla suçlanan Katar bir gün içinde terörist ülke ilan edildi.

Analizler bir gün içinde olmadı, olayın bir dip akıntısı vardı ve o dip akıntı su yüzüne çıktı diyorlar. Hikâye? Yüzyıllık geriye giderseniz bir şeyler bulur ve yüzyıllık bir hesaplaşma da diyebilirsiniz. Öyle değil işte, tam olarak bir gün içinde, bir gün içinde değilse bile, Trump'ın Suudi Arabistan'ı ziyareti ve 350 milyar dolarlık ticaret anlaşmasını imzalamasından iki hafta sonra oluverdi her şey.

Hâlbuki ABD'nin Orta Doğu'daki en büyük askeri üssü olan El Ubeyd üssü, Katar'da, başkent Doha'nın yaklaşık 30 kilometre güneybatısında bulunuyor. El Udeyd askeri üssünde 11 bin ABD askeri görev yapıyor. Buraya dikkat: Üs, Suriye ve Irak'ta IŞİD karşıtı operasyonlarda son derece aktif bir rol üstleniyor.

Öyleyse meselenin "teröre sponsor olmak" olmadığı çok açık? Mesele, ABD'ye sponsor olmak ya da olmamak meselesi? Teröre sponsor olmadığını göstermek istiyorsan ABD'ye sponsor olacaksın, aksi halde terörist devlet devletsin.

Trump yönetimindeki ABD, Körfezdeki bütün ülkeleri bu iki tercih arasında bırakarak her halükarda paralarına çökmeye karar vermiş durumda.

Bugün Katar'ı yem olarak ortaya süren diğer Körfez ülkeleri kendilerini kurtardıklarını sanıyorlar, ancak ABD'nin doyabilmesi için ne Suudi Arabistan ne de Katar yeter? Bugün altta kalanın canı çıksın diyerek Katar'ı çiğnemeye çalışan diğer Körfez ülkeleri de ABD'nin diyet listesinde yer alıyor.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.